Malatya Son Nokta - Haberin Merkezi
AMERİKAYI ANLAMAK
26-08-2021 17:32 151

AMERİKAYI ANLAMAK

 

 

           Ömrümüz Emperyalizmin başı Amerika’yı anlatmakla geçti ve en çokta işçiye, köylüye anlatmaya çalıştık ve her zaman en büyük darbeyi de onlardan yedik!

            Denizleri, Mahirleri, Sinan’ları ihbar eden köylülerdi ve defalarca fabrika önlerindeki işçilerden taş yağmuruna tutulduk ve canımızı zor kurtardık!

              Çünkü Amerika’nın desteklediği yerli işbirlikçiler, sınıf bilincinde olmayanları daha çok bu işlerde kullanıyordu ve ihbar mekanizması böyle işliyordu!

             Şimdi o Amerika hala olduğu yerde duruyor ve unutmayın Amerika’da başkanlar değişir ama Amerika hiç değişmez!

               Başkan semboliktir ve bir imza atmışsa birçok yerden onay aldıktan sonra Başkanın sembolik imzasıyla iş nihayete erer!

              Diyelim ki Amerika’nın niyeti bir Kürt devleti kurmaksa oraya Devlet Bahçeli’yi de Başkan yapsanız imza koymak zorundadır ve bu işin ötesi, berisi yoktur!

Hani Biden geldiğinde bizim iktidar zelzeleye tutulmuş, Kürt’ler sevinmişti ya!

             O zamanda yazdım “ hiç korkmayın, Amerika çıkarına bakar ve sizin avucunuzdakini almak için sınırsız taviz verir” diye ve sanırım şu an buna benzer bir film dönüyor ama bize ne kadara patlar, onu bilemem!

Kürt’lere gelince;

               Hala içindeki feodal gericiliği çözememişsin, katı din sarmalıyla şıxı, dedesi sende ve dahası üçünüz bir araya geldiğinde elinize tutuşturulan üç ayrı telle kimin ne dediği belli değilken, gidip Amerika’dan devlet dilenmek!

Vay mala mıne!

Bakın!

Amerika denilen canavar sadece mağarasında dünyayı yutmakla meşgul!

Bunun en büyük örneği Saddamdı ve İsrail’inde ricasıyla akıbetini gördünüz!

            Dünyada etrafı okyanusla çevrili ve Kanada’yı saymazsanız komşusu da yok ve diğerleri zaten komşudan sayılmaz!

            Yani ne karadan, ne de denizden gidip savaşamazsınız, ancak onların canı sıkılınca sizi savaştırırlar, çünkü sizde akıl yok, onlarda silah çok ve bu silahlarla bir birinizin canına okursunuz, üstelik Amerikan yandaşı olmak için de can atarak!

            Amerika bizim ülkede bizlere ağır bedeller ödetti ve bizler hep “ bağımsız Türkiye” dedik!

Demeyenler bu ülkede hep baş tacıydı ve ipin ucunda sandalyemize tekme atanlar da onlardı!

Bugün bile hiç bir şey değişmemiş ve Amerika ha bire bize bedel ödetirken, başroldekiler milliyetçi ve vatansever!

Çok sevdikleri vatan için bunlardan ölen bir tekini göremezsiniz!

             Kim hangi amaçla ölmüşse garip, guru abanın çocuğudur; öteki sahte seslere bakmayın, hepsi cenaze kalktığı dakikaya kadardır ve ateş düştüğü yeri yakmakla kalmıyor, birde küllerini savuruyor!

***************

YASSAK HEMŞEHRİM

 

            Yıl bin dokuz yüz doksan iki! Bu memleketin ciğerine saplanacak ilk bıçak çekilmiş ve köyler boşaltılıyordu!

Dört bin köy boşalınca geriye viraneler kalmış ve dağ, taş bir mezarlığın sessizliğine gömülmüştü!

               Bu ülkenin hayvancılığının can damarı olan bölgede vatandaş elindeki hayvanı tavuk fiyatına satarak canını kurtarmaya çalışmıştı!

Sonra ne mi oldu?

            Şehirlere düzensiz akın eden insanlar, tüm şehirleri çarpık kondularsa çevirdi, ne mimari kaldı, ne şehir, ne de eskisi gibi ucuza yiyeceğiniz et ve süt..!

            O dönemin Tarım Bakanı Vana gelmişti “ bunun ceremesini uzun yıllar çekeceğiz ve çok kalmaz bu ülke dışarıdan et, süt, yumurta, buğday ithal eder” deşiğimde “ bey efendi iyi bir komüniste benziyor” demişti ve belki de hayatında koyduğu en iyi teşhisti!

Sonra öngördüğünüz gibi oldu ve ülke hala o sancıları çeker!

           O köyler boşalınca sessiz Kürtçe ağıtlar yükselirdi ve geride virane diplerinde sahipleri alınmış, çaresiz kedi, köpekler!

O günden, bu güne bir şey mi değişti?

Asla!

Daha beterini gördük!

Kayımlar, köy boşaltma gibiydi ve seçilmişler koltuğundan alınıp direkt cezaevlerine gönderildi!

Kırk yıldır hala televizyonlarda ölüm çeteleleri dinliyoruz!

Değişen bir şey var mı?

Yok!

           Hala bir televizyon programına bağlanıp Kürtçe konuşan azarlanıyor ve üstelik bir de Kürtçe kanal açmış bir aklın olduğu yerde!

Adı geçen sunucunun “ Kürt-Alevi” olduğu söyleniyor!

              Bilmiyorum belki de öyledir ve zaten asimilasyon böyle bir şeydir, eğer size uğramışsa en çok kendinize küfredersiniz ki efendinizin gözüne giresiniz!

Yoksa yaşama şansınız ya dışlanmaktır, ya da cezaevidir!!

Köy meydanında bir söğüdün altında toplanmıştık! Komutan var diye kimseden ses çıkmıyordu! Çünkü çoğu Türkçe bilmiyordu ve konuşurlarsa çok ayıp olacaktı!

             Komutan ne söylediyse çok kahkaha atarak gülen Sıddık ince ve “ ühü, ühü...” yaparak gülünce, komutan “ ulan o ne biçim gülme” diyerek azarladı!

              Gülmesi bir horozun son nefesinde ki tükenişi gibi kesilence, vaziyete kurtarmaya çalışan Fado (Fadıl) “komutanım, Sıddık Türkçe gülüyor” deyince, bu sefer hepimiz Türkçe gülmeye başladık!

Evet, bu bire bir şahit olduğumdur ve Sıddıkla, Fado hala sağdır!

             Şimdi oturun şapkanızı önünüze koyun ve Mezopotamya coğrafyasındaki elli milyon Kürdü düşünün ve Kürt, bir tek Kürtçe gülemiyor!

Dört ayrı ülkenin sınırlarında dört ayrı dilde gülüyor!

En iyi Kürt, kendi dilinde gülmeyen Kürt” dür!

***************

BİRAZ TEBESSÜM

 

              Bunca stres ve kötü gidişat bizi hep eleştirel yazmaya zorluyor, keşke olmasaydı ve hepimiz bir okyanusun kıyısında dans ediyor olsaydık ve ben de sürekli atmış, doksan atmış ölçülerini yazsaydım!

             Yazamıyoruz işte; köylü çocuğu olmaktan kaynaklı ekmek ve bulgura yüklenmekten ölçüleri kaçırdık, tüm organlar başına buyruk ve her biri ayrı telden çalıyorsa da yaş ilerledikçe en asi olanı da sidik ve bu nedenle bizim asansöre binmiyorum, bina komple yaşlı ve kaçıran kaçırana..!

                Şehri ilk kez beş yaşımda görmüştüm “ götüreceksin” diye babama dünyayı dar edince hiç kırmadı ve feodal bir yapıdan gelmesine rağmen on çocuğuna bir gün bile bir fiske vurmadı.

              Şehre vardığımızda gözüm hep şekerci dükkânlarına takıldı ve halka tatlıyı ilk kez yedim ki nedense ilk aşk gibi hala tercihim ondan yanadır!

Meryem halam vardı, dünya güzeli, biz Malatyalılar Hala’ya “ bibi” deriz!

Onlara gittik ve sabah olunca babama “ abi sen gez dolaş, ben Hasan’ı hamama götüreceğim” dedi!

               Babamın yeni aldıkları ile beni kadınlar hamamına götürdü ve kadınlar çarşafa bürünürken beni öyle çıplak saldılar ortaya!

             Çocuğum ya, gelen seviyor, giden seviyor, yanaklarım makas almaktan mos mor, bibim onlara kızıyor ama ne çare!

              Sonra hesaba katmadılar ve hepsi çarşafları atınca ben gözlerimi kapattım tabi parmak aralarımdan bir şeyler aramıyor da değilim!

              Derken enseye tatlı bir tokat “ anam, erkek değil mi, bunların bir yaşındaki ile yetmiş yaşındaki aynı!”

          Neyse oradan pürü pak çıktım ve bibimin aldığı gömleği de üstüme çekince vay bendeki havaya!

Sonra ortaokula başladım ve artık Malatya’nın meşhur Belediye hamamına ara sıra gidiyordum ve o hamamın tarihi dokusu farklıydı!

               Birgün önündeki kalabalığı polis dağıtmaya çalışıyordu ama kalabalık meraktan içeriden çıkanları bekliyordu!

               Dönemin bir siyasisi kapıya çıktı takım elbise kravatla, ardından çarşaf örtülmüş ve hızla polis aracına iteklenen kadınlara anlam vermeden, bizim siyasi kalabalığa dönerek “ ulan şerefsizler, oy verme zamanı böyle toplanıp tezahürat yapmazsınız, siz bundan sonra görürsünüz hizmetin ne olduğunu” diyerek yakasının tozunu silkeleyip gelen araca bindi gitti!

Sonra dedikodular aldı başını gitti ama hala ne olduğunu bilmem!

**********************

İKİ POLİS

 

Bu ülkede öyle her vekile posta koyamazsınız!

Özellikle vekiller, iktidar ve küçük ortağın partisindeyse aman ha..!

Biliyorum havalar aşırı sıcak ve kafanıza güneş geçti ondandır!

Ya da herkese eşit görev anlayışı ile hareket ettiniz diyeceğim ama hiç ihtimal vermiyorum!

Ne hükümeti, ne adaleti, ne de vicdanı eşit olmayan bir memlekette sizin olmanız mümkün değil!

Bakın olan olmuş ve sizin bu işte sıyırmanızın bir tek yolu var “ biz onu HDP vekili sandık” diyerek!

Tabi bundan dolayı birde hapse atılmazsanız!

            Olur ya hanımefendi “ beni nasıl HDP vekiline benzetirsin “ deyip üstüne birde hakaret davası açmazsa!

Siz yine de “ yemin billah” edin ve bir benzetmeye kurban gittiğinizi söyleyin!

Eğer tutarsa sırasıyla ileride Emniyet Müdürü, hata İçişleri Bakanı bile olursunuz!

Bu ülkede bazı işler insanın önünü acayip açar ve hiç ummadığınız yere gelirsiniz!

Bakın, şu an ülkece uçkurunun belasını çektiğimiz Deniz Bey, ödül olarak yeniden vekil yapıldı!

Yapılsın da dünya mı yıkılır?

Altı üstü üç beş dakalık dünya işi, vatanı mı satmış?

Rahmetli Kamber Bey, bu işlere son derece kibar bir tanımlama getirmişti, “ çiçek sulamak”

            Bence müthiş bir savunmadır ve hepimize mutlaka çiçeklere su vermemizi salık vermiştir ki bundan dolayı memleketin dört bir yanı, balkonlar renk cümbüşüne dönmüştü!

-Bey, neredesin, misafir var, yemek soğudu!

-Çiçek suluyorum hanım, birazdan gelirim!

Hanım anlam veremez, çünkü ne bahçeleri vardır, ne de saksıda çiçekleri!

Olsa, olsa iyi niyetli kocacığının bir bahçeye yardım işidir, başka da izahı yok!

Bazen diyorum ya “ ben bu memleketin tarifsiz aşığıyım” diye!

            Bunların hiç birini başka bir memlekette bulamazsınız ve öyle önünüzü tartarak da sokaklarında yürüyemezsiniz!

Canım memleketim!

Bugün iki polisi aşırı sıcaklardan ne yaptığını bilmedi ve işinden oldular!

              Diğer yandan ne yaptığını bilen ve dört, beş maaş alanlar var ki bu ülke onların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyor!

***************

HELE BİR DURUN

 

             Afganistan kimi yerleri çöl, kimi yerleri de yüksek dağlarla çevrili bir ülkedir! Denize kıyısı yoktur ve çevrelendiği komşu ülkelerin kimi etnik yapılarını da içinde barındırır!

             Kurak ve kırsal bir ülkenin bir de akıl fukaralığını tamamlayan ve gericiliğin tüm vahşi kuralları ile yaşandığı cadde, sokakları varsa fazlasını söylemeye gerek yok!

Böylesi bir ülkede en garanti üretim cehalettir ve şimdi bu cehaletin bir de iktidarı var!

Gelirinin yüzde doksanını uyuşturcu üzerinden temin eden bir narko devletten bahs ediyoruz!

Bu uyuşturucunun en büyük alıcıları gizli servisler ve derin ülke yapılarıdır!

Bunlar işin içinde olmadan bir gramını bile bir yere taşıyamazsınız!

              Zaten yakalananlar da bu işin planlanmış organizasyonudur ve genelde en alttaki yemler üzerinden bu işi yapar, diğer taraftan tonlarca uyuşturucuyu olması gereken yerlere rahatlıkla taşırlar, dediğim gibi arkalarındaki güç dokunulmazdır ve böylelikle dünyada ciddi bir uyuşturucu trafiği ve buna bağlı olarak devasa bir para dolaşımdaki yerini alır!

            Afganistan, bu uyuşturucu trafiğinin baş aktörüdür ve bu gelirden aldığı pay da ancak yüzde altıdır!!

             İşte böyle bir devletin başına şimdi karanlık bir örtü çekildi ve Taliban hemen İslami emirlik ilan etti ve her şey bir tarafa, vay kadınların haline!

Artık kadınlar kolay, kolay sokağa çıkamayacak ve cadde, sokaklarda ki vahşetlere hazır olun!

Taliban şimdi güya ılımlı mesajlar veriyormuş!

Olur!

            Şimdilik ipleri eline sağlam almak için bu mesajları vermek zorunda! Hele koltuğu sağlama alsınlar, siz o zaman görün “ Karaman’ın koyununu!”

Vaziyet bu iken, bizde acayip güzellemeler yapılıyor!

Hani Mah suni Şerif’in güzel bir türküsü var “ kurdun sesi, kuşun sesi, bir çıkıyor neyin nesi..?”

Kurd, kuş, puşt ne varsa aynı ağızla konuşuyor!

“Taliban, Amerika emperyalizmini yenmişmiş”

Bunu söyleyeni kanal kanal gezdiriyorlar!

Acaba neyin nesi?

Top