Bu yaşıma kadar hiç duymadığım küfürler ve hakaretler ağızlarında akıyordu!
Bunlar yenilir, yutulur şeyler değildi!
Üstelik bu seviyede küfür ve hakaret ettikleri bu ülkenin başbakanıydı ve sonradan tek yetkili Başkan oldu!
Buraya kadar her şey tamam!
Sonra baktık ki bu ağır küfür ve hakaretlerin sahipleri bir bir söylediklerini dönüp yutmakta kalmadılar ve bu sefer yüceltme rolüne bürünüp, küfür ve hakaretlerde adres değişikliği yaptılar ki, insanın aklına muktedir makamın müthiş bir terbiye makamı olduğunu
Akıllara getirmiyor değil!
Hani şu zil zurna sarhoş gezenlerin Menzil ziyaretinden sonra çorbadan başka bir şey içmedikleri gibi!
Sadece siyasiler mi?
Yok canım!
Nice “ gazeteciyim” diyerek ortalıkta dolaşıp da Reis için tehlike arz edebilecekler vardı ya,
işte onlar şimdi Reisçilik yarışındalar ve bazen bu konuda hırslarını alamayıp bir birlerine küfür edip dümdüz gidiyorlar ve “bir daha asla aynı programda olmayız” demelerine karşın bir gün sonra bakıyorsun ki bir birinin tozunu silkeleyip, terini yalıyorlar!
Bu işte bir hikmet var ama bir türlü anlamış değilim!
Mesela daha önceleri sakin ve doluca konuşan bir kamu araştırmacısı vardı ve “ muhalif” olduğunu söylüyordu!
Artık onu hangi uygulamaya tabi tuttular bilmiyorum, adam çıldırmış gibi bağırıyor ve kime neye bağırdığı da belli olmuyor!
En son “ ben Demirtaş serbest bırakılsın derken, sadece AİHM kararı uyguladığımızı sansın diye söyledim. Bırakırsın sonra bir tomar dosya hazırlar tekrar gereğini yaparsın ve hepsi bu kadar!”
Sonra devam ediyor “ Dünyanın bütün kitaplarını okudum, hiç birinde Türkleri sevdiklerine rastlamadım, bunlar bize düşman abiiii”
İşte işin toplam özeti bu!
Bu beyefendinin dâhiyane düşüncesini hayata geçirdiler bile!
Şimdi Başsavcılık yüzlerce dosya hazırlıyormuş!
Baktılar ki siyasiler becerip bizi dünyaya sevdirmiyor, işe el attılar!
Şimdi siz görün dünyanın bizi öpmek için nasıl
Sıraya girdiğini!
****************
BİZİ HİÇ BİR SÖZLEŞME BAĞLAMAZ
Dün üç kadın katl edildi!
Biz ne yaptık?
Hemen sosyal medya dahil, ses olacak ne kadar argüman varsa oturduğumuz yerde sarıldık ve en çok da “ İstanbul sözleşmesi uygulansın” diyerek havanda su döktük!
Bu “ İstanbul sözleşmesini” sanırım herkes anlıyor da bir tek ben anlamıyorum!
Yahu siz dünyada önünüze gelen her kâğıda imza atmışsınız ve bunun gereği karşınıza gelince “ tanımıyorum” diyen bir istisnasınız!
Tıpkı her senet kâğıdına imza atan ve hiç bir borcu ödemeyen tüccar gibi!
Kendi anayasasını dahi tanımadığın bir iklimde yaşıyorsun ve bu iklimde ısrarla bahar bekliyorsun!
Unut kardeşim, gelmez!
Eğitimde dibe bulmuşsun ve hala parlamentonda kadın Vekil sayısı toplamın altıda biri, sanırım bir tek ilin belediye başkanı kadın ve hiç bir kadın Vali yok!
İşte asıl kadın cinayeti budur!
Sen bu ülkenin kadınını kafadan kurbanlık seçmişsin ve her seferinde bir psikopat çıkıp bıçağı atıyor!
Sonra kalkıp psikopat kovalıyoruz!
Siz kırk tane sözleşmeye imza atsanız da manzaranın şeklinden dolayı bu cinayetleri önleyemezsiniz!
Erkek kokan sokaklarınız zaten bir cinayet mahallidir!
Oraya düşen her kadın, potansiyel kurbandır!
İşte dön ve meseleye buradan yaklaş!
Burayı çözersen, başka hiç bir sözleşmeye gerek yok!
Sözleşmenin kadını, erkeği yok!
En büyük sözleşme insanlık sözleşmesidir!
Bu kapsayıcıdır!
Orada ne cinayetler, ne de hak ihlalleri vardır!
Bilmem anlatabildim mi?
*****************
GELİYOR
Bu sabah müjdeyi aldık “ aşı, İstanbul üzerinden geliyormuş!”
Ben bu müjdeden çok sayın cumhurbaşkanının
“ sekiz aşı üzerinde çalışıyoruz, inşallah müjdeyi vereceğiz” dediğine sevindim!
Gerçi bu millete yaramaz ama olsun!
O kadar gaz, araba, heron müjdesi verdi, millette tık yok!
Bir tek ben evde oturduğum kanepede alkışladım ama kim duyar ki!
Üstelik evdekilerin gözüme acıklı bir hal ile bakıp “ galiba bu sıyırdı” gibi imalı dudak bükmeleri altında!
Sanırım bu son müjdeyi bir erken seçime saklıyor!
Düşün sekiz aşı yemiş, meydanlardasınız!
Siyasilerin palavralarını dinleyeceksiniz ve korona korkunuz olmayacak!
İşte sizi sekiz kez bu korkudan kim arındırmışsa oylar onadır! Diğerleri nal toplasın!
Bu aralar Reis kesenin ağzını açmış, açıldıkça açılıyor!
-Dünyanın en iyi demokrasisi bizde ama yetmez diyor!
İki bin yirmi bir demokrasimizin şahlanışı olacak diyerekte devam ediyor!
Bu bol keseden atılan demokrasi yemi beni ürkütüyor ve nedense iki gündür Meriç nehrinin debisine takmışım!
Baharda deli akar ama olsun, eskisi gibi olmasa da hala yüzüyorum. Tek sorun o mevsimde buz gibi akması ve donarak dibe çökersem, balıklara da faydam olmaz!
Her zaman söylerim, bu ülke insanı bir yokuşu tırmanacakken hiç bir zaman kısa yolu denemez!
İllaki yorulacak ve yokuş bitince yığılıp kalacak!
Gitmiş AİHM denilen ve bize kafadan düşman olan bu hukuk bilmezlerden medet bekliyoruz!
E, ne olacaktı!
Bize bir kitap dolusu gerekçe ile karar gönderdiler!
Öncesi İngilizceydi ve tanıdık bir sözcük yakalar mıyım diye baştan sona okudum ve bir tek yerinde dahi I love you, diye bir şeye rastlamadım!
Sonra Türkçesi geldi ve aldım, iki saat sonra bittiğinde baştan sona hikâye okumuşlardı!
Okurlar tabi!
Bu yolu izleyeceğine direkt Trump’a müracaat edeceksin, sorun iki dakikada çözülecek, ne masraf, ne de endişe ile bekleyiş!
Üstelik beyaz sarayda ağırlanmakta bonus!
Sonra birileri çıkacak “ güzel günler göreceğiz” diyecek!
Dünyanın en güzel coğrafyalarına sahip iki ülke;
Biri Türkiye, biri Brezilya!
Dünyanın en çok iş alan becerikli müteahhitleri bu iki ülkeden çıkıyor!
Tabi Brezilya’dan daha iyi bir farkımız var!
Biz, küsüp bizi yarı yolda bırakmasınlar diye bunların vergi borçlarını yüz yirmi sekiz kez silmişiz!
Nirdeeen...nireye..!