ALTIN
 3.042,49
DOLAR
 35,5025
STERLİN
43,1833
EURO
 36,2485

KÖYLÜM, KÖYLÜLERİM, BABAM VE TAYFUR KAYMAKAM
 Köyümüz, Malatya – Gaziantep karayolunun dört km. güney – doğusunda,  bir kaya kavuğunda kurulmuş, yirmi beş  haneden ibaretti. Çocukluğumuzda  belirgin olan ev haberlerine bakılırsa önceleri daha kalabalıkmış. Bir kısmı yaklaşık yüz elli yıl önce Sultan Suyu kıyısına taşınmış. Doğanşehir İlçesine bağlı şimdiki Suçatı Köyünü oluşturmuşlar.
 Hemen hemen bütün evler bir kayanın üstünde ya da yanıbaşında yapılmıştı. Çünkü bir evin kurulacağı kadar toprak alan bulmak mümkün değildi. Örneğin 1945 yılında evimiz yapıldığında dış kapının bir metre ötesinde koca  bir kaya vardı. Daha sonraları bu kayayı dinamitle kırma girişiminde, evin dış kapısı parçalanmıştı. Çocukluğumuzda köyün üst tarafında yarım parmak suyu olan bir çeşme vardı. 1954 yılında köye bin beş yüz metre uzaktan,  yine yarım parmak su getirildi. İki çeşmenin suyu halkın içme ve kullanma ihtiyacı yanında her evin birkaç dut ağacını da sulamaktaydı. Zaten başka meyve ağacı da yoktu. Kışın içme suyunu taşımak, o kayalık yerlerde büyük beceri isterdi. Düşüp sakatlanan, kovaları kırılanların hesabı bilinmezdi. 
 Ekilebilen araziler köyün güney ve güney-batısında köye en az üç kilometre mesafede idi. Hemen her ailenin arazisi mevcuttu. Hasat mevsiminde kadın- erkek bütün köy halkı sabahın köründe yollara düşer, genellikle orakla ekin biçmeye giderlerdi. Akşamları kendilerinin ifadesiyle sığır dönüşüyle köye dönerlerdi. Gün boyu orak biçen insanlar toz toprak içinde yorgun argın köye dönerlerdi. Erkekler dut ağacına çıkar dut yer, sohbet ederlerken, kadınlar temizlik, yemek, pişirmek ve gün boyu evde kalan çocuklarının sorunlarıyla savaşırlardı. Bu telaş devam eden günlerde yerini harman kaldırmaya, tahıl ve samanı köye taşımaya bırakırdı. Bu zor koşulları hatırlamak bile insana sıkıntı veriyordu. Köylüler üç kilometre uzaklıktaki tarlalarını ekerlerken en az bir ay gidip geliyorlardı. Ekin biçerken, harman kaldırırken iki ay olmak üzere toplam üç ay bu yolu gidip gelmek zorundaydılar. Bu çile yetmezmiş gibi kışlık un ve bulgur için köye altı kilometre mesafede bulunan su değirmenlerine, oradan da köye hayvanlarla taşımak zorundaydılar. Köylünün yaşamında hep git gel vardı. Bu gidiş- geliş zorlukları insanları canından bıktırmıştı. Ama çileye katlanmaktan başka çareleri de yoktu. Bu sadece bizim köyde mi böyleydi? Hayır Kılangıç, Onatlı, Işıklı ve Oluklu köylülerinin yaşam sürelerinin üçte ikisinin bu geliş-gidişlerle yollarda geçirdikleri söylenebilir.
 Bu yaşam koşullarından kurtulmak mümkün olabilir miydi? Nerede?.. düşünmek bile mümkün değildi. Ne zaman ki Yeşilyurt ilçesinin genç kaymakamı Tayfur ÖZŞEN’in köy yolunda, önünde öküzleri yorgun, bitkin çift sürmekten dönen Abuzer ERBAŞ ile sohbet ederken, Abuzer ERBAŞ’ın “Bizi bu çileden kurtar, aşağıdaki düzlüklere indir.” Demesi üzerine gelişen olay ve çabalara değin. Ben bu öyküyü anlatmayacağım. Ben genç kaymakam Tayfur  ÖZŞEN’in köylülerle ve babamla nasıl bütünleştikleri, karşılıklı güven ve özverilerinin bazı kesitlerini anlatacağım. Bu arada babamı da tanıtayım. (Babamın adı Mamo GÜL’dür. 1326 doğumlu ve okur yazardı. 1950 yılına kadar köyde ve çevre köylerde duvar ustası  ve marangoz olarak çalışırdı. Daha sonra kendi arazisini ekip biçmekle uğraşırdı. Çevresinde sözüne güvenilen, okuyan çalışanları seven, herkese her sorununda yardımcı olmayı isteyen bir insan olarak bilinirdi. Cumhuriyet Örnek Köyün  feshi O’nun muhtarlığı döneminde mümkün oldu. (1996 yılında vefat etti.)
 O tarihte Doğanşehir ilçesinin bir köyünde öğretmen olarak çalışıyordum. 1971 yılının Eylül ayı içinde bir tatil gününde köyümüze gitmiştim. Köyde ilk okuyan ve memur olan ben olduğum için benden sonra okuyan herkes için katkılarım vardı. Bu nedenle köyde herkes beni severdi. Köye gelişlerimde mutlaka toplu olarak ziyaret ederlerdi. Yine öyle oldu. Konuşmanın konusu komşu köylerle birlikte Malatya-Gaziantep karayolu civarında yeni bir köy kurma girişimleri oldu. Kaymakamlarını anlattılar. O’nun samimi ve içten ilişkilerini anlata anlata bitiremediler. Ben bazı endişelerimi söyledim. Örneğin komşu köylerle birlikte kuracakları köyün yerleşimi için düşündükleri yerin ekilen yerler olduğunu,  sahiplerinin bu yerleri gönüllü olarak vermeyebileceklerini, kamulaştırma yoluna gidilmesi halinde, anlaşmazlık ve huzursuzluklara neden olacağını, yine köy sınırları, korulukları, mezra ve yaylaların üzerindeki haklarından kolaylıkla vazgeçemeyeceklerini söyledim. Kamulaştırma bedeli ve yeni bir ev yapmanın ekonomik yanına katlanabilirler miydi? Dedim. Sözlerimi bitirmeyi beklemeden bu konuların hepsinin konuşulduğunu, arazi sahipleri ile anlaştıklarını Tayfur Kaymakamın kendilerine her konuda güvence verdiğini her zorluğun üstesinden geleceklerini babam anlatıyor. Arkasından Abuzer ERBAŞ bir daha anlatıyor. Onun sözü bitmeden muhtar Mehmet GÜL aynı sözleri tekrarlıyordu. Bu anlatımlar sırasında kaymakam unvanı yitiyordu. Artık yanlızca Tayfur yapacak. Tayfur’a güveniyoruz. Diyerek konuşmalarını sürdürüyorlardı. 
 Gecenin geç saatlerinde dağıldılar. Onlar gittikten sonra babam bana “ İnsanların aklını karıştırma, Tayfur’u tanısan böyle konuşmazsın” diye çıkıştı.
Nasıl oldu bilmiyorum. Hiç hesapta yokken bu konuşmalardan iki ay sonra Yeşilyurt Merkez Atatürk  ilkokulu  Müdürlüğüne  atandım. Kaymakam Tayfur ÖZŞEN ile birlikte çalışma şansını yakaladım. O tarihte sınıf öğretmenleri lise seviyesindeki İlköğretim Okulu mezunu idiler. Ben ise yüksek okul bitirmiştim. Öğrenim durumumum avantajını da kullanarak bana sosyal çalışmalarda etkin görevler verdi. Bu görevleri gücüm oranında yapmaya çalıştım. Gördüm ki Tayfur ÖZŞEN, kafasındaki birçok projeyi gerçekleştirmek için gece gündüz çalışıyor,  yanındakileri bu çalışmalara etkin olarak katmakta inanılmaz başarı gösteriyor. Köylülerimin ve babamın Kaymakam Tayfur ÖZŞEN’e sonsuz güven duymalarında ne kadar haklı olduklarını gördüm.
Yirmi dört yıl İlköğretim Müfettişliği yaptım. Görevim süresince onlarca ilçe kaymakamı ile  tanıştım. Bu tanışmalarda, görev ilişkilerinde hep kaymakam Tayfur ÖZŞEN’ i aradım. Cumhuriyet Örnek köyünün kurucusu, Yalınkaya  (Mendol) köyünün yolunu kazma kürekle yapmak için öğretmen, memur ve üniversite öğrencilerini seferber eden, onlarla birlikte çadırlarda yatan ve bir halk sektörü olacak YİFAŞ’a ortak olmak için kolundaki bilezikleri bozarak sermaye payı sağlayan insanların güven duydukları Tayfun ÖZŞEN’i aradım. 2016

  Hasan GÜL 
                                                                             Em. İlköğretim Müfettişi

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
reklam
reklam