Malatya Son Nokta - Haberin Merkezi
NEYİN PAZARLIĞI
16-06-2021 16:20 159

NEYİN PAZARLIĞI

 

 

                 İki filin arasında yürümenin ne olduğunu anlatmaya gerek yok! Ama böyle bir tercihle yola devam etmeyi göze almışsanız bu cesaret değil, tamamen akıl fukaralığıdır!

Bu durum tam da bize uyuyor! Bir tarafımızda Rusya, diğer yanımızda Amerika ve ortada kalmış biz!

                Şu an dünyanın iki büyük askeri gücü ile başımız belada ve biz bu belaya bilerek, isteyerek ve sonuçlarını hesaplamayarak atladık!

             Tıpkı şu an yeni bir belaya atlamak için Amerika’ya şirin görünmeye çalıştığımız gibi!

Afganistan’da askeri gücünü çekmeye çalışan Amerika’ya “ siz gidiyorsunuz ama sizin yerinize biz orada kalalım” gibi bir acayip teklif yapılıyor!

             Geçmişte insanını Kore’de, Yemen’de başkalarına kurban eden bu anlayış hala olduğu yerde duruyor!

Duruyor, çünkü bu ülke insanının en büyük zaafı hesap sormamaktır!

             Hesabın sorulmadığı yerde birileri çıkıp “ Afganistan’da ne işimiz var” demez ve diyemediği için de yetki alanlar, bu yetkiyi keyfi olarak kullanır ve hanenize yeni bir bela ekler!

Tıpkı Suriye ve benzeri yerlerde belaya ağladığımız gibi!

               Her zaman söylerim “ bu bir Ortadoğu sendromudur” burada can ucuz, Tanrı büyüktür ve bu coğrafyanın insanı adeta yer yüzünün kurbanlık koyunudur; üretmek ve dünyanın gelişimine dair kaygısı yoktur! Hepsinde bir sırtlan mantığı vardır ve önüne ne atarsan at, yiyen ve doymayan bir canavardır, yeter ki hazırı bulsun!

               Şimdi çıkmışız Amerika ile yeni bir can pazarlığına girmeye çalışıyoruz! Hiç merak etmeyin Amerika’nın işi bu ve sizin bu arzunuzu baş, göz üstüne kabul ederler ve tabi sizin kimi sıkıntılarınıza da göz yumarak!

                Emperyalist canavar şantaj ve boşluğu çok iyi bilir, gerisi size kalmış, isterseniz “ yok” deyin, işte o zaman görürsünüz huysuzlanan filin merhametini!

                Şimdi durup, dururken “ neden Afganistan” diye sorduğumda, birilerinin yanıt vermesine gerek yok! Her şey o kadar açık ve net ki sadece şunu söyleyeyim; öyle bir hale geldik ki her belaya atlamak zorundayız ve bu belalardan kahramanlıklar üreterek, ölenin biz değil, filler olduğunu söylemek zorundayız!

                Ne de olsa hazır inanan bir toplum yarattık ve onlara hiç bir zaman gerçeği anlatmaya kalkmayın, sadece onların hayallerini geniş tutmak için, sürekli kahramanlık türküleri söyleyin!

Yani “ burası Huş’tur, giden gelmiyor acep ne iştir” gibi bir şey!

****************

BEN Mİ YANLIŞ ANLADIM

 

              Dün bir zirve vardı ve hepimiz nefesimizi tutmuş Reisin, Biden’e atacağı fırçayı bekliyorduk! Şu Ermeni meselesinde biz içeride bir birimize bağırırken, herkes Reisten yeri göğü inleten bir açıklama beklemişti ama o, gayet sakindi ve acele etmeyin hepiniz göreceksiniz on dört Haziran’da Biden’in başına neler getireceğimi” diyerek bizi sus, pus etmişti!

             Yüreğimiz ağzımızda biz dünkü günü bekledik ve o da ne, bizim Reis bırakın konuya girmeyi, girilmesin diye adeta Biden’in gözlerinin içine bile bakmadı!

           Şimdi yandaş basına sorsan, “ kardeşim sırası mı” diyerek dünyanın fırçasını “ Bay Kemal’e”

Atarlar!

               Gerçi “ Bay Kemal’’ de bu konuda az bağırıp, çağırmamıştı! “ Bay Kemal” işte, ne dediğini bir bilse?

               Sonra görüşmeler oldu ve Biden gazetecilerin sorularını yanıtlarken “ biz gelişen dünyada otok ratik yönetimlerle yol yürümek istemiyoruz” gibi laflar etti!

                 Oysa dünyanın bir çok yerinde ve özellikle Orta Doğu da “ teokratik” yönetimleri başa getiren Amerika’nın ta kendisidir!

Canavar, büyüttüğü yavrularını şimdi yemek istiyor!

Gerçi bize ne canım!

Biz “ demokratik, laik bir hukuk devletiyiz!”

              Dünyanın en çok gazeteci, yazarı, çizerinin derdest edilip içeri takıldığı, ya da mahkeme kapılarında süründürüldüğü bir ülkeyiz ama olsun, bu bizim iç işimiz kime ne?

Zaten Reis her defasında önemle vurguluyor “ bunlar gazeteci değil” diye!

              Ne demesi, dünya bu sözleri baz alıyor ve bakıyor ki Türkiye cezaevlerinde bir tek gazeteci yok!

Yani şu “ otokrat” yönetimlerle iş tutamamak Amerika’nın sorunu, bize ne? Kim otokratsa o düşünsün!

Bunlar bir tarafa da asıl mesele TÜSİAD!

              Ulan yavrum siz ciğer mi yediniz? Yoksa o saatte Devlet Bahçeli uykuda mıydı? Ya da Reisin yurt dışında olmasını mı fırsat bildiniz de böyle bir çılgınlığa kalkıştınız?

Olur, şey değil!

              Ülkenin tüm medya organlarında gün yirmi dört saat ağız dolusu küfür yiyen ve Cumhuriyet Başsavcısının”

kapatılması için elimizden geleni yaptık”

dediği HDP’yi gidip ziyaret ediyorsun!

Yani “ manda ciğeri mi yediniz” diyeceğim de ülkede sulak alan mı kaldı ki manda ciğeri yiyesiniz!

Şimdi benim gibi her şeyde nem kapan bir adamın ruh halini gelin de görün!

Resmen nevrim döndü! Hele şu günde gidip HDP’yi ziyaret etmek!

Siz durun!

               Ben şahsen Reisin dönüşünü bekliyorum ve o zaman anlayacağız sizi oraya kimin gönderdiğini?

Şu saate kadar asıl devletimiz olan Bahçeli’den bir ses çıkmadı!

Bence birden dürterek uyandırmayın ve o hışımla kalkar” TÜSİAD’ın emdiği süt burnundan getirilmelidir, üyeleri derhal zındana atılmalıdır” derse mesele bitmiştir!

               Yok, şöyle hafifçe bir mehter marşı ağırlığı ile uyandırılırsa korkmayın “ mesele devletin bekası için elzemdir” der, hepimizin yüreğine su serper!

Yoksa yandın sen TÜSİAD!

Evet!

Dünden beri bunlar oldu!

Bana kalırsa canavar hortladı ve kılıç kan istiyor!

En büyük endişem, kargaların dağda kavgaya tutuşup, sonra da gelip bizim darı tarlamızda barışmaları!

Görünen köy bu!

Yoksa ben mi yanlış anladım?

*******************

LAİKMİŞİZ..!!!

 

            “Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.”

Böyle diyor Türkiye Cumhuriyeti anayasası!

Yani “ laiklik” ilkesini tarif ediyor! Hani din işleri ile devlet işlerinin güya ayrıldığı ilke!

Bu ülkede kurucu anayasa dâhil, hepsinde sözde olan bir ilke!

             Temeli Türkçü, inancı Sünni İslam ın Hanefi mezhebi olarak atılan bir anayasadan Laiklik beklemek saflıktır!

           Hepimiz biliriz ki bu ülkede din işleri hiç bir zaman devlet işlerinden ayrılmadı ve aksine birinci hükmedici oldu!

               Bunu çok iyi kullanan partiler her zaman bu ülkede iktidar oldular ve Fetullah Gülen bu yolda yürüyerek dünyanın rantını topladı ve devleti de alıp götürecekken sadece suçüstü oldu ve devamında çıkarılmayan derslerle başka cemaatler işi üstlendi, keyfine bakıp işine de rahatlıkla devam ediyorlar!

           Bir yere atanmanız, ya da ballı bir işi götürmeniz sizin itikat ve tarikatınıza bakar! Her zaman öyleydi, hala öyle!

Edendim neymiş “ laikmişiz!”

Hadi canım, kim demiş?

Yani CHP altı oka bunu koydu diye mi?

Siz bakmayın onlara “ halkçılığı da” koymuşlar!

Ama hangi halk?

                Alevilerin gözdesi CHP dahil hiç bir dönemde Alevi Vali, Emniyet müdürü, Kaymakam belki vardı, yoktu bilmem ( bir kaç kaymakam ve bir vali vardı) son yirmi yoldur hiç yok ve buna bürokratlarda dahil! Temsilde adaleti sağlanmayan bir halk!

             Bunların bir de Milliyetçilik ilkesi var ve bunun kafatasçılık olmadığını söylerler ama ardına da “ Ne mutlu Türk’üm diyene” koyarlar!

Evet, çok kapsayıcı ve herkesi bir potada eritip Türk yapan bir madde!

               İlginçtir, “ Andımızın” kaldırılmasına Bahçeli bir şey demezken, CHP yeniden gelsin diye kendisini dağa taşa vuruyor!

Demek ki oklarına sahip çıkıyor ve saplayacağı yeri iyi biliyor!

Kısacası bu ülkede sol hiç bir zaman iktidar olmadı, olmaz da!

Çünkü avuçlarında o kadar doğru var ki bunu ne kadar anlatırsa anlatsın hikâye!

Beş üniversite bitirmişsin, altı dil biliyorsun, hiç para etmez!

Eğer Fatiha süresini doğru okuyup besmele çekemiyorsan sen köşede dur!

              Arapça bir şeyler ezberleyip, üstüne üstlük ağlayarak halka mendil çıkarıyorsan, isterse okuma, yazman ya da diploman hiç olmasın, gelmeyeceğin makam, mevki yoktur, buna iktidar olman da dahil!

Laikmişiz!!

****************

BU ŞEHRİ WAN

 

Yirmi beş yaşımda ayak bastığım ve yirmi beş yılımı çeşitli maceralarla yoğurduğum şehir!

Uzun yıllar toplumsal gel gitlerin yaşandığı ve her acıdan payına düşeni en fazlasıyla alan Wan!

           Güneş buraya farklı doğar ve ilk ışıkları gölün mavisiyle buluştuğunda, gözlerinizin kıyısına Süphan dağı düşer!

Her zaman halaydadır ve halay başı bir gelinin zarafetiyle!

Beni kendine aşık edecek o kadar çok nedeni vardı WAN’ın!

             Güzel insanları, samimi dostlukları ve dahası en samimi hitapları olan, bana; “ Xoce Hesen” demeleri...

 Bu gün yazıyor, çiziyor olmamda büyük bir sosyolojik alan bulduğum Wan’ın katkısı büyüktür!

            Bir kitabımın tanıtımı için katıldığım proğramda “ neden yazmak için bu kadar beklediniz” diye bir soru gelmişti!

Yanıtım netti “ pişmek için kırk yıl geçmesini bekledim de ondan.”

           Evet, bu şehre ayak bastığım da hamdım ve ayrıldığımda bir demirin tavını alması için ne kadar çekiç darbesi yemesi gerekiyorsa sanırım fazlasıyla aldım!

               Genç, toy ve karakaşlarla adım attığım yolculuğun sonunu saçlarımın akı ile tamamladım ve dönüp aynaya baktığımda tüm meyvelerin dalımda sallanmaya durduğunu gördüm!

Üstelik her meyve de Wan’ın o eşsiz tadı vardı!

Hiç bir damakta unutulmayacak bir tad!

Bu sabahın ilk ışıkları ile yeniden buluştum Wan’la!

Beni kucaklamak için sanki güneşin acelesi vardı!

Göl sessiz ve dingindi! Sanki bana küsmüş bir hali vardı. “ Neden ayrılık” dercesine!

            Sonra Süphan dağı! Eteğinde defalarca dolaştığım ve tepesindeki ak beyaz geline hiç bir zaman ulaşamadığım sevda!

Yine karışımdaydı, yine göz gözeydik ve dahası hala biri birimize âşıktık!

Güneş, göl, Süphan dağı ve dahası Wan; bilirler ki ben ölümüne sevdalıyım..!

Top