Malatya Son Nokta - Haberin Merkezi
ÖZELLEŞTİRME İKTİDAR VE ŞİDDET İLİŞKİSİ
19-08-2016 16:19 1008

ÖZELLEŞTİRME İKTİDAR VE ŞİDDET İLİŞKİSİ

 

 

Kızılca kıyametin koptuğu, her gün patlayan bombalarla onlarca sivil ve sivil olmayan insanın yaşamını yitirdiği bir zamanda özelleştirme konusunda bir şeyler yazmaya çalışmak paradoks gibi görülebilir. Ancak aynı kızıl kıyametin ortasında hükümetin ekonomiyle ilgili ilk açılımı ve açıklamasının yine özelleştirmeyle ilgili olduğunu da tartışmak gerekmektedir. On dört yıldır çok kapsamlı yapılan özelleştirmelere rağmen tamamlanamamış kenarda köşede kalan diğer kamu kurum ve kuruluşlarının acilen özelleştirme kapsamına alınarak özel sermayeye transfer etme aceleciliği ister istemez insanın aklına bu güne kadar çok dillendirilmemiş ilişkileri getirmektedir.

15 Temmuz Kanlı darbe girişimi ve bu girişim karşısında gösterilen toplumsal tepki ve ittifakların gündemi meşgul ettiği bir sırada yüzden fazla kurum için özelleştirmenin hükümet tarafından tekrar gündeme alınması, darbe ile mücadelenin bir ayağı özeleştirmeler mi? sorusunu akla getiriyor. 

Seksenli yıllarda ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde dünya gündemine giren neo liberal ekonomik politikalar ve  bu politikaların temel düsturu olan özelleştirmelerin mantığı yada bahanesi Kamunun asli görevine dönmesi, üretimden çekilerek  sadece adalet, güvenlik, eğitim ve sağlık sorunlarıyla ilgilenmesi,  üretim alanının tamamen piyasaya arz edilmesi üzerine kurgulanmıştı. Gerekçe olarak Kamu açıklarının önlenmesi, işsizliğin giderilmesi, kalkınmanın sağlanması, iç ve dış borçların ödenmesi, kalitenin yükseltilmesi, mülkiyetin paylaşılması, toplumsal refah düzeyinin artırılması gibi konular gösterilmiştir. Ancak bu argümanlar üzerinden formüle edilmesine karşın dünyada ve ülkemizde yapılan kapsamlı uygulamalara rağmen çok farklı sonuçların ortaya çıktığını, dönemsel ve biçimsel iyileşmelere rağmen genel ekonomik göstergelerin bunun tam tersini gösterdiğini de belirtmek gerekir. 

Bugün oluşan küresel ekonomik sistem dünya halklarına mutluluk ve refah getirmediği gibi İşsizlik, ekonomik kalkınma, borçlar dengesi, kalkınma alanında da iyileşme yerine kötüye gidiş devam etmekte, genel borçlar düzeyinde azalış yerine astronomik yükselişler yaşanmaktadır. Bunca özeleştirme gelirlerine rağmen 2003 yılında 128 milyar dolar olan dış borç miktarı bugün 500 milyar dolara yaklaşmaktadır. Üretim sektörünün devre dışı olduğu, yolsuzlukların salgınlaşıp yaygınlaştığı, ekonominin, kaynağı belli olmayan paralar üzerinden sürdürülmeye çalışıldığı, bünyesinde büyük kriz ve kırılganlıkların olduğu bir dönemi yaşamaktayız.

Dolayısıyla bir bütün olarak özelleştirmeler toplumsal refah yerine, sınıfsal çelişkilerin netleşmesine, yoksulluk, sömürü, şiddet ve çatışmaların etkinleşerek küreselleşmesine, İnsan hakları ve demokrasi normlarının iyice zayıflamasına yol açmıştır. Özelleştirmeler üzerinden tüm üretim araç ve ilişkilerini elerine geçiren iktidarlar kendilerine ait sınıfsal, toplumsal ve militer dayanakları tahkim ederken, kendileri gibi düşünmeyen kendilerine biat etmeyen toplumsal katmanları, farklı inanç ve değerleri şiddetle baskılayarak egemenliklerini süreklileştirmektedirler.

Darbe, şiddet, çatışma ve ölümlerin birinci gündem olduğu ülkemizde alelacele TBMM Plan ve Bütçe komisyonunda kabul edilen tasarıyla aralarında PTT, TUBİTAK, Atatürk Orman Çiftliği, İller Bankası, Milli Piyango, TPAO, DSİ’ nin de bulunduğu yüzden fazla kuruluşun yakın sermaye guruplarına transfer edilmek üzere gündemleşmesi ister istemez insanın aklına Özelleştirme, İktidar ve Şiddet ilişkisini getirmektedir.

Faşizmin bilimsel ve teknik tanımı “finans kapitalizmin silahlı koruyuculuğu” tanımı da da bize bu olguyu hatırlatmaktadır. Tıpkı 12 eylül askeri diktatörlüğün gerisinde yatan 24 ocak ekonomik kararların toplumsal direnç karşısında ancak şiddet ve darbe ile yaşama geçirildiği gibi.

Top